Reşat Nuri GÜNTEKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Reşat Nuri GÜNTEKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2013 Pazar

Son Sığınak - Reşat Nuri GÜNTEKİN

1. ROMANIN KONUSU

Yazarımızın son esri olan bu kitapta, çocukluk günlerinin unutulmaz anıları,yolculuklar,umutsuz aşklar,yaşanan acılar kaçırılmış mutluluklar ve bir tiyatro grubunun başından geçen ilginç olayları anlatıyor.

2.ROMANIN ÖZETİ

Süleyman bey, bir iş için gittiği Diyarbakır'dan İstanbul'a trenle gelirken yolda, ücra bir kasabada yoğun kar yağışı yüzünden mahsur kalır.Kompartımanda uyurken bir bayanın yanlışlıkla üstüne su dökmesi sonucunda uyanır ve küçüklüğünde abisinin kendisini okula geç kalmaması yüzüne su serperek uyandırdığı günleri hatırlar.Aynı kompartımanda yolculuk ettiği,mesleği şarkıcılık olan Makbule adında bir bayanla tanışır.Trenin küçük bir kasabada yolların kapanmasıyla mahsur kalınca Süleyman bey biraz ısınmak ve bir şeyler yemek için, bir kahvehaneye gelir.Orada çayını yudumlarken ,kasabanın Halkevi Başkanı olduğunu öğrendiği birisi gelir ve herkesi genç bir subayın düğününe davet eder.Halkevi evlenmeye gücü yetmeyen gençleri evlendiren bir yerdir.Süleyman bey, düğünde başkana sürekli takılan,muzip, yaşlı ,hoca lakaplı adı Eyüp olan şahsı çok sempatik bulur.Hoca eskiden tiyatro ile uğraşmış,bu yüzden başına çok işler gelmiş biridir. Biraz sonra Makbule'yi bir paşanın masasında görür,onun isteğiyle masaya davet edilir ve İstanbul'dan tanıdığı bir mirasyedi olan eski bir paşa çocuğu Servet bey ve paşayla Makbule'nin aracılığıyla tanışır.Düğünün bitimine müteakip,tiyatroyu çok seven bu insanlar halkevinde, tiyatro seven birkaç kişiye,bir oyun sergilerler.Bu gösteri paşanın çok hoşuna gider. Oyunun bitiminde birbirine ısınan bu dört kafadar Servet beyin maddi ve manevi destek sözü ile İstanbul'da Yeni Türk Tiyatrosunu kurmak üzere sözleşip birbirlerinden ayrılırlar.Süleyman bey bu sözün tutulacağından pek emin değildir.

Süleyman bey 1. Dünya savaşında Mısır'da Kanal harekatına katılmış eski bir yedek subadır.Onun tiyatro sevdası İngilizler tarafından esir tutulduğu Zekazik kampınada gelmektedir.Orada boş zamanlarını geçirmek için arkadaşlarıyla oyunlar oynamıştır.

Kendiside zengin bir babanın küçük oğludur fakat babasının o küçük yaşta iken ölmesiyle kendisine düşen miras ile ancak eğitimini sağlayabilmiştir.Şimdilerde ise bir arkadaşının bulduğu bir boyacı dükkanında katiplik yaparak ve bazende kampta öğrendiği biraz İngilizce ve Fransızca ile iş için mektuplar yazarak geçimini sağlamaktadır.

Bir gün Süleyman bey kaldığı küçük pansiyonda akşam vakti bir sürprizle karşılaşır.Makbule hanım,Servet bey ve Hoca İstanbul'a verdikleri sözü tutmak ve yeni tiyatroyu kurmak için gelirler.O verdikleri sözün tutulacağından pek emin olmadığından çok şaşırır,tam onlar hasret giderirken Süleyman beyin Zekazik kampından arkadaşı Azmi gelir.O da tiyatro seven biridir.Azmi uzun boylu iri yarı içine kapanık,pek konuşmayı sevmeyen biridir.Onu da aralarına alarak ne yapacaklarını konuşmak için bir akşam yemeğine giderler.O gece herkes hayatını küçük ayrıntılarına kadar anlatır.İlk önce Makbule başlar,bir kassam kâtibinin yani sarıklı bir imamın kızıdır.Makbule küçük burunlu etine dolgun sık sık kahkahalar atan, şen şakrak hayat dolu bir kadındır,üç defa evlenip boşanmıştır.Eyüp Hoca ise eskiden bir deniz subayıymış,sık sık gemiden kaçıp tiyatroya gidermiş bir gün bu yüzden meslekten atılmış.Anadolu'nun ücra köşelerinde memurluk yapmış.Servet bey ise eski bir sadrazamın kızıyla evlidir.Karısı iyi bir kadındır fakat o daktilom dediği sekreterine aşıktır.Akrabalarının kışkırtmasıyla, büyümüş olan çocukları analarının tarafını tutarak onu uğraştırmaktadırlar.

Bu beş kişilik grup yeni Türk tiyatrosunu kurmak için Servet beyin babasından kalma konağında bir sınav heyeti kurarlar ve kadroya alınacak elemanları seçerler.Kadroya Hacı Lala adında konağın eski emektarı olan bu yaşlı arap,eski tanınmış bir ailenin iyi eğitim almış bir çocuğu olan Pertev Turhan isminde yakışıklı uzun boylu bir genç alınır bu tiyatronun jönüdür.Daha sonra sırasıyla ,ilk bakışta hasta bakıcısı izlenimi uyandıran Remziye adında, muallim mektebini bitirmiş bir süre öğretmenlik yapmış bir genç kız,lakabı Lokman ve adı Sadullah Nuri olan eski bir aktörle,isimleri Melek ve Masume olan iki genç kız daha girer.Melek ve Masume Halkevinde oyunlarda rol almışlar,bu yüzden biraz tecrübeleri vardır fakat onların kadroya alınmasındaki etken alınmama korkusuyla ağlamalarıdır.Dışarıda onlarca genç kadroya girebilmek için heyecanla beklemektedirler.Akşama doğru Neriman,Dürdane adında iki kadınla eski bir şeyhin oğlu olan Gazali ve tıp eğitimini yarıda bırakarak tiyatroyla uğraşmaya başlayan doktor lakaplı biri ve Hakkı adında eskiden hokkabazlık yapmış biriyle de kadro tamamlanır.Akşam saatlerinde içeriye zorla girmiş kambur bir cüce sınava girmek ister fakat Servet beyin buna karşı çıkmasıyla sınava alınmaz. Daha sonra Samsun'a giderken gemide ona rastlarlar,Hakkıyla Kambur iyi arkadaş olurlar ve gemide beraber gösteri yaparak para kazanırlar.İleriki zamanlarda Servet beyin gruptan ayrılmasıyla o da gruba katılır ve Tiyatro grubunun maddi sıkıntılara düştüğü zamanlarda Hakkı'yla beraber işe çıkarak onlara büyük yararları dokunur. 

Samsunda başlayacak bir Anadolu Turnesine çıkmak için hazırlıklara başlarlar ve hazırlıklar tamamlanınca yola çıkarlar. İlk başlarda her şey yolundadır. Servet Bey'in iyi tanınmış olmasından dolayı gittikleri yerlerde ,devlet erkanı ve halk tarafından iyi karşılanırlar ve maddi sıkıntıları yoktur. İstanbul'dan gelen bir mektupla,aile sorunları yüzünden Servet Bey evine döner ve onlar yollarına yalnız başlarına devam etmek zorunda kalırlar. Yolda sırasıyla gruptan, İstanbul'dan gelen bir telgrafla Pertev Turhan ayrılır, arkasından Neriman bir Azeri tüccarla Karst'a iken tanışıp evlenir ve daha sonra küçük bir kasabada Hacı Lala hastalanır ve onun öleceğini bile bile hastaneye yatırıp o kasabayı terk ederler. Masume'ye gelince ona bir genç tiyatro oynarken aşık olur,ve daha sonra Masume'nin de fikri alınarak düğünleri yapılır. Son olarak ta Remziye'yi İstanbul'daki eski sevgilisi yerini öğrenir ve yanına gelir,beraber İstanbul'a dönmek için anlaşırlar.Son olarak kalan üyeler hep birlikte Masume'nin evinde bir akşam yemeği yerler.

Ortak yönleri içlerindeki tiyatro sevgisi olan bu insanların Son Sığınak olarak nitelendirdiği bu tiyatro artık dağılmaktadır. İçlerinde vaktiyle yangından kaçarcasına terk ettikleri yerlerin hasreti,döküle saçıla dönüş yolarını tutarlar.

3.ANA FİKİR

Romanda,tek ortak yönleri tiyatro sevgisi olan bir grup insanın en zor anlarda bile birbiriyle olan dayanışmasını ,insan ilişkilerini sevgi ve ilgiyi anlatıyor.Burada son zamanlara dek bir arada kalan insanların dostluğu aynı bedende yaşayan ruhlara benziyor.

Kişilerin birbirlerinin sorunlarıyla kendi sorunlarıymış gibi bu kadar ilgilenmesi ve hep birlikte sevinip hep birlikte ağlaması bize bir kez daha insan olduğumuz için sevinmemizi sağlıyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN 

DEĞERLENDİRİLMESİ

Süleyman Bey:1.Dünya savaşı sıralarında Mısırda ki Kanal harekâtı'nakatılmış eski bir askerdir.Savaşta İngiliz'lere esir düşmüş ve on beş günlük esaret günlerinden sonra kurtulup İstanbul'a yerleşmiştir.Sanatsever bir insandır ve en önemlisi temkinli,tedbiri elden bırakmayan her zaman ilerisini düşünen biridir.

Servet Bey: Bir mirasyedidir,ve ilerlemiş yaşına rağmen o üzerindeki çocuksu sevinçlerden kurtulamamış ve hala dünyaya paşa çocuğu gözüyle bakmaktadır.

Makbule Hanım: Neşe dolu,şen şakrak bir kadın.Sık sık kahkahalar atan ve aynı sıklıkta ağlayabilen duygusal ve içi insan sevgisiyle dolu birkadın.

Hoca: Muzip,şakacı ve biraz da çapkın olan bu kişinin kötü bir huyu var bazen dalkavukluk yapıyor.

Azmi: Geçmişte yaşadığı kötü günlerin etkisinden dolayı içine kapanık ve fazla konuşmayı sevmeyen,yardımseverdir.

Neriman'ın Evliliği: Oyunları'nı izlemeye gelen Azeri bir tüccarın,onlarla tanışması ve daha sonra Makbule ile ciddi anlamda ilgileniyor gibi görünmesi,daha sonra Neriman ile bir gün habersiz kaçıp evlenmesi,Neriman'ın onlara yaptığı bir ihanettir.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Gerçek hayattan alınmış bu roman,akıcı ve sade anltımıyla okuyucuda iyi bir izlenim bırakıyor.Kitap, yazar öldükten beş yıl sonra ortaya çıkmış. Galiba kitap müsvedde olarak kalmış. Bundan dolayı olaylar arasında bazen kopukluklar gözükse de bu genelin güzelliğini bozmuyor.Gerçek bir hayatı anlattığı için okuyucunun alması gerken dersler var,bence herkesin okuması gereken faydalı bir kitap.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ

REŞAT NURİ GÜNTEKİN 1889'da İstanbul'da doğdu,Edebiyat fakültesini bitirdi.Liselerde öğretmenlik,müdürlük,Milli Eğitim Müffettişliği,Paris kültür Ateşeliği yaptı.UNESCO'da Türkiye'ti temsil etti.Romanları,hikayelerive tiyatro eserlerinin yanı sıra çeşitli çevirileride vardır.

Yaprak Dökümü - Reşat Nuri GÜNTEKİN

1.KİTABIN ÖZETİ : 

Suriye'de, Anadolu'da yirmi beş yıl çalışmış, işine son verilmiş Ali Rıza Bey karısı, üç kızı ve bir oğluyla birlikte İstanbul'da geçim zorlukları içinde yaşamaktadır. Eski bir öğrencisi olan Muzaffer Bey müdürü olduğu şirkette Ali Rıza Bey'e bir iş sağlarsa da, o, Muzaffer Bey'in bazı davranışlarını ahlak ilkeleriyle bağdaştıramadığı için bu işi bırakır.
Ali Rıza Bey'in oğlu Şevket, bir bankaya memur olarak girer. Bu, aile için yeni bir ümit kapısıdır. Çok geçmez Şevket evlenir. Ali Rıza Bey'in gelini eğlenmeye, giyinmeye çok düşkün birisidir. Ali Rıza Bey'in kızları Leyla ve Necla da yeni geline uyunca evde üst üste partiler verilmeye, eğlenceler düzenlenmeye başlanır. Bütün bunlar aileyi ekonomik sıkıntıya sokar.
Ali Rıza Bey'in büyük kızı Fikret, kendini kurtarmak için, bile bile, birkaç çocuklu dul bir adamla evlenir, Adapazarı'na gider. Aile ağacından ilk yaprak kopmuştur. Şevket, bankadan zimmetine geçirdiği paralar yüzünden hapse girer. Bu, ikinci yaprağın kopuşudur.
Ali Rıza Bey, evini satar, daha küçük bir ev alır, oraya taşınırlar. Necla da evlenmiştir, fakat zengin diye evlendiği Suriyelinin birkaç karılı olduğu anlaşılır; bu, üçüncü kopuştur. Leyla'nın da iffetini kaybetmesi ve sonunda zengin bir avukatın metresi olması sonunda Ali Rıza Bey felç hastası olur. Aile ağacının bütün yaprakları dökülmüştür artık.
Leyla, hasta babasını yanına alır. Ali Rıza Bey son günlerde iyileşir. Ancak hayatın ağır yükü altında ezilmiştir. Bütün bu olaylar kendisini sarstığı için eski arkadaşlarıyla karşılaşmak istememektedir.


3.KİTABIN ANA FİKRİ : Çılgın hayallerin, maddî israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlaması kaçınılmazdır.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır.

Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır.

Ferhunde, eğlenceye düşkün,genç ve güzel bir kadın.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren millî gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi' ni bitirdi (1912). Bursa' da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra' da öldü. İstanbul' da Karacaahmet Mezarlığı'nda gömülü.

ESERLERİ
Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955)